Eski taş evlerin bulunduğu küçük bir şehirde, herkes saatçi Kemal Usta’yı tanırdı. Dükkânının duvarlarında yüzlerce saat asılıydı ve her biri farklı bir ses çıkarıyordu. Şehir halkı, onun yaptığı saatlerin hiç bozulmadığını söylerdi. Ancak dükkânın en arkasında, kırmızı kadife bir örtünün altında saklanan çok özel bir saat vardı. Bu saat zamanı birkaç dakikalığına durdurabiliyordu.
Kemal Usta bu sırrı yalnızca torunu Efe’ye anlatmıştı. Bir akşam dükkânı kapatırken Efe merakla saate baktı ve “Gerçekten zamanı durdurabiliyor mu?” diye sordu. Dedesi gülümseyerek başını salladı. Sonra saatin altın rengindeki düğmesine hafifçe bastı. O anda dışarıdaki kuşlar havada hareketsiz kaldı ve sokaktaki insanlar olduğu yerde dondu.
Efe şaşkınlık içinde etrafına baktı. Sokakta düşmek üzere olan bir dondurma bile yere değmeden havada durmuştu. Küçük çocuk heyecanla “Bu inanılmaz!” dedi. Kemal Usta ise ciddi bir sesle “Bu saati dikkatli kullanmalıyız.” diye konuştu. Çünkü zamanın düzeni bozulursa şehirde büyük sorunlar çıkabilirdi.
Bir gece fırtına çıktığında dükkânın penceresi açık kaldı. Sabah olduğunda Kemal Usta saatin yerinde olmadığını fark etti. Raflar karışmıştı ve kırmızı örtü yere düşmüştü. Efe korkuyla “Saat çalınmış olabilir mi?” diye sordu. Kemal Usta endişeyle başını salladı çünkü o saati kötü biri kullanırsa her şey altüst olabilirdi.
Aynı gün şehirde tuhaf olaylar yaşanmaya başladı. İnsanlar yürürken birden hareketsiz kalıyor, sonra birkaç saniye sonra tekrar hareket ediyordu. Fırındaki ekmekler bazen aniden yanıyor, bazen de hiç pişmiyordu. Şehir meydanındaki büyük saat sürekli ileri geri gidiyordu. Herkes korkuyla birbirine bakıyor ve neler olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Efe bu gizemi çözmeye kararlıydı. En yakın arkadaşı Zeynep’i yanına çağırdı ve olanları anlattı. Zeynep şaşkınlıkla “Demek gerçekten sihirli bir saat var!” dedi. Efe başını salladı ve “Onu bulamazsak şehir tamamen karışacak.” diye cevap verdi. İki arkadaş hemen araştırmaya başladı.
Çocuklar önce eski pazar yerine gittiler. Çünkü gece dükkânın yakınında siyah paltolu bir adam görüldüğünü duymuşlardı. Pazar yerindeki yaşlı simitçi onları görünce “Dün gece aceleyle koşan biri vardı.” dedi. Ardından adamın eski tren istasyonuna doğru gittiğini anlattı. Efe ve Zeynep hiç vakit kaybetmeden istasyona doğru koştu.
Eski tren istasyonu yıllardır kullanılmıyordu. Camları kırılmıştı ve içerisi oldukça karanlıktı. Çocuklar sessizce içeri girdiklerinde üst kattan tıkırtılar duydular. Zeynep korkuyla “Burada biri var.” diye fısıldadı. Efe cesaretini topladı ve merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı.
Üst katta siyah paltolu adamı gördüler. Adam elindeki saatin düğmesine tekrar tekrar basıyordu. Her bastığında odadaki eşyalar donuyor, sonra yeniden hareket ediyordu. Adam sinirle “Neden düzgün çalışmıyor!” diye bağırdı. Çünkü saat yanlış kullanıldığı için bozulmaya başlamıştı.
Efe öne çıktı ve “O saat sana ait değil!” dedi. Adam bir an şaşırdı ama sonra kaçmaya çalıştı. Tam o sırada saatten parlak bir ışık çıktı ve zaman yeniden durdu. Efe ile Zeynep hareket edebiliyordu çünkü saat onları tanıyordu. Çocuklar dikkatlice yaklaşarak saati adamın elinden aldılar.
Saat geri alındığında her şey normale dönmeye başladı. Sokaklardaki insanlar rahatladı ve şehir meydanındaki saat yeniden düzgün çalıştı. Kemal Usta çocukları görünce derin bir nefes aldı. Gülümseyerek “Şehri kurtardınız.” dedi. Efe ve Zeynep gururla birbirlerine baktılar.

O gece Kemal Usta sihirli saati büyük bir ahşap kutunun içine yerleştirdi. Kutuyu dükkânın gizli bölümüne sakladı ve anahtarı Efe’ye verdi. Efe şaşkınlıkla “Bana neden güveniyorsun?” diye sordu. Kemal Usta gülümseyerek “Çünkü gerçek güç, onu dikkatli kullananların elinde güvendedir.” dedi. O günden sonra Efe, zamanın ne kadar değerli olduğunu hiç unutmadı.
Daha fazla uzun masal okumak için Uzun Masallar adlı kategorimizi ziyaret edebilirsiniz.





